Levent Altun yazdı

  • 2018-01-05 06:56:42 Tarihinde Yazıldı
  • yazdir Yazdır
Levent Altun yazdı

Gebze’nin taşı toprağı altın haline gelince, arazileri de yağma Hasan’ın böreğine dönüştü.

Anadolu Sağlık Merkezi hastanesi, Mermerciler fuar alanı ve Hünkar çayırının Erzincanlılar Vakfı’na verilmesi bu durumun son örnekleridir.

2000’li yıllarda Anadolu Vakfı, kendilerine 49 yıllığına tahsis edilen 188 dönüm arazinin 50 dönümüne hastane yapmış, kamuoyundan gelen tepkileri azaltmak için Gebze’de bir okul yaptırmıştı. Hatta o yıllarda basın ve kamuoyu ile ilişkilerini sıcak tutmuş, Gebze’de sosyal güvencesi olmayanlara yüzde 10’luk kontenjan ayırmıştı. Şu anda sigortalılara değil, parası olana hizmet veren pahalı ve lüks bir hastane sınıfında. Kontenjana ne kadar uyduklarını bilmiyorum ama Gebze’ye sosyal sorumluluk konusunda çok katkılarının olmadığı ortada!

Geçtiğimiz aylarda Gebze gündemini çok meşgul eden Pelitli köyünde yapılması planlanan Mermerciler fuarı da aynı şekilde.

Kamuoyunun tepkisini azaltmak için üretim yapılmayacağı söyleniyor ve sadece fuar alanı ve üniversite yapılacağı belirtiliyor. Üretim yapılmasa bile o kadar büyük arazinin yarın öbür gün hangi amaçlar için kullanılacağını kim garanti edebilir ki?

Bugün depolama ve lojistik fiyatları çok uçuk rakamlarda ve yarın bu arazinin bu amaç doğrultusunda kullanılmayacağını ya da farklı projeler çıkabileceğini kim garanti edebilir ki?

Şu anda meclisten geçen planlarla üretim ve depolama olmayabilir ancak yarın yeni proje ve amaçlar doğrultusunda kullanılmayacağının garantisi olabilir mi?

Aynı şekilde son günlerde Gebze gündemini meşgul eden Hünkar çayırı konusu var. Daha önce bir şirketin liman projesi için gündeme gelen ancak kamuoyunun tepkisi yüzünden vazgeçilen bu arazi, acaba kamuoyu tepkisi yüzünden mi bir vakfa üniversite adı altında veriliyor?

Üniversite yapılacak alanın dışındaki araziler yarın farklı amaçlar ve projeler için değerlendirilirse buna kim itiraz edebilecek?

Geçmişten günümüze bunca kötü örnek varken, yarın neler olabileceğini şimdiden kestirmek çok da güç değil.

Gebze’nin köylerindeki kaçak sanayileşmeyi görüyoruz.

Özellikle Pelitli, Mollafenari, Balçık, Köseler, Demirciler, Denizli, Tavşanlı köylerinde gecekondu gibi türeyen, depo ruhsatıyla açılmış ve sonrasında ruhsatsız üretim yapan, bugün de ruhsat alabilmek için çalışan bunca çarpık fabrikayı görmüyor musunuz?

 

Gebze’nin birçok köyünde tarım ve hayvancılık yapılamıyor. Çünkü sanayi yüzünden tarım arazileri, sanayi rantına dönüşmüş durumda.

Köylüler meyve üretmiyor, hayvancılık yapmıyorlar çünkü arazilerini sanayicilere satmak onlar için daha karlı şu günlerde!

Köy yollarında eskiden traktörler görürdük şimdi beton mikserleri, demir yüklü kamyonlar ve kimyasal madde tankerleri görüyoruz.

Sanayi ve arsa rantı yüzünden Gebze’nin köyleri bile köy özelliğini kaybetmiş durumda.

Gebze’de sanayinin ve bir karış arsanın bile çok yüksek değerlere ulaşması arsa rantını doğurdu.

Devlete ait ve arsa değeri daha büyük araziler ise ne yazık ki yine devlet eliyle birilerine sunuluyor!

Bu işin yasal kılıfı ise, devletle yapılan protokoller ve yerel yönetim meclisleri oluyor.

 

Kamuoyu dediğimiz ise bazı gazete ve sivil toplum kuruluşlarından ibaret kalmış durumda. Durum böyle olunca da, Gebze için yağma Hasan’ın böreği ifadesi çok da abartılı gelmiyor açıkçası.