Ayşe Altan yazdı

  • 2017-06-11 12:33:06 Tarihinde Yazıldı
  • yazdir Yazdır
Ayşe Altan yazdı

A’sını K’sini B’sini çok da anlamadım hayatın. Hangi harfine tutunduysam elimde kaldı. Kimi zaman, buna hiç aldırış etmeden, yürümeye devam ettim. Kimi zaman da tökezledim.

 Yürüdüğüm ve tökezlediğim her yol, beni kendime çıkardı. Çıkmaz bir sokakta, yalnızca kendine göçen, çıplak bir duvar gibi kalakaldım. Sıvasız, boyasız, çırılçıplak bir duvar gibi…

 Bana uzatılan ele, dokunmadan geçmedim. Hatta, o elin, avuçlarının içini bile ezberledim. Kokusunu, sıcaklığını, çizgilerini, rengini…

Çaresizliğin kokusunu, sıcaklıktaki soğukluğu, çizgilerdeki kırgınlığı, siyah renkteki mavi durgunluğu, en son uzatılan o elin, avuç içleri öğretti bana…

 Öğrendikçe kırıldım, kırıldıkça azaldım, azaldıkça yok oldum, yok oldukça kayboldum…

Cevabına ters düşen sorular filizlendi içimde. Soruları tutup, o en gür filizlerinden kırdım…

 Garip bir büyüsü var yaşamın.

Ve ölümün göz alıcı bir albenisi.

Kitaplarda kaybolup, sokaklarda buldum kendimi. Sokaklarda bulduğum kendimi, sessiz satırlara bölüştürdüm.

Kendimi her satıra eşit dağıttım…

 Günlerce yürüdüğüm oldu. Aylarca uyumadığım. Sonra sustum. Unuttum konuşmayı. Okumayı bilmeyenlere bıraktım yazmayı. Ellerimi, gözlerimi, gözyaşı şişesini ve yüreğimi, bir araya toplayıp, alelacele, nefes nefese kendi içime koştum. Uzunca bir koşu oldu bu. Kendimden, nasıl oldu da bu kadar uzaklaştığıma şaşırdım. Soluksuz kaldım…

 Oysa, küçük küçük mumlarla aydınlatmaya uğraştığımız yaşam belliydi…

Yaşamın terazisi yorgundu…

 

Ve yıpranmış ağırlıkların altında, ibresi, hep bir boşluğa kayıyordu…