Levent Altun yazdı

  • 2017-01-13 02:28:54 Tarihinde Yazıldı
  • yazdir Yazdır
Levent Altun yazdı

Gazetecilik mesleğinin çok konuşulduğu, sahte kutlamaların dillendirildiği 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü ile 16 Ocak Basın Onur Günü’nün tam ortasındayız.

Gazetecileri ilgilendiren özel günler bu ikisi ile sınırlı değil. 3 Mayıs, Dünya Basın Özgürlüğü günü. 24 Temmuz, Basında sansürün kaldırılışının yıldönümü. 21 Ekim Dünya Gazeteciler Günü.

Bu kadar özel günü olup da bu kadar değersizleştirilen ve itibarsızlaştırılan başka bir meslek daha yoktur.

Ulusal anlamda baktığımızda halka doğru ve objektif haber verecek bir yayın kuruluşu neredeyse kalmadı. Herkes bir tarafa doğru çekiştiriyor gazeteciliği. İnandırıcılıkları ise, temsil ettikleri siyasi yelpazedekilerle sınırlı.

Kimileri hükümete aşırı yağcılık yapıyor, kimileri sadece hükümete karşı. Oysa gazetecilik her haberi objektif ve tarafsız vermeli. Kısacası haber vermeli. Değerlendirme ve yorumu okuyucuya bırakmalı. Aksi halde inandırıcılık diye bir şey kalmıyor ortada.

Yerele baktığımızda ise nitelik sorunu ile karşı karşıyayız. İzmit merkez, ilçelere oranla daha avantajlı. Gebze bölgesi ise potansiyeli en fazla, niteliği en düşük ilçelerden birisi ne yazık ki.

Gebze’de 11 tane günlük gazete var. Oysa haberlere 11 muhabir gitmiyor! Çünkü bazı gazetelerde muhabir bile yok! Resmi ilan alan gazetelerin bazıları yasal mevzuat gereği çalışmayan kişileri çalışıyor gibi gösteriyor. Devlet ve belediyeler para versin, biz üretmesek de olur düşüncesindeler.

Gebze’de gazeteciliğin gelişmemesinin en büyük sebebi, rekabetin yeterli düzeyde olmaması.

Size Gebze’deki gazeteciliğin bir fotoğrafını çekeyim. Gebze’de hala bir tane bile renkli gazete yayınlanmıyor. 11 gazetenin 10 tanesi 8 sayfa olarak yayınlanıyor. Sadece Gebze Gazetesi 12 sayfa çıkıyor.

Bu 11 gazetede yayınlanan haberlerin yüzde 90’ı birbirinin aynısı. Hatta birçoğu internetten ve belediyelerden geldiği ve değiştirilmediği için başlıkları bile aynı konuluyor.

Peki neden gazeteler kendini geliştirme ya da rekabet etme gereği duymuyor?

Çünkü Gebze’de vatandaşa gazete okutmak oldukça zor. İyi bir gazete çıkarmazsanız, farklı ve özel haberler yayınlamazsanız okuyucu para verip gazete almıyor. 1-2 gazete dışında okuyucuya ulaşma hedefi de yok zaten.

Onun yerine gazetenin maliyetini karşılayacak kadar belediyelerden, işadamlarından ve sivil toplum kuruluşlarından reklam/abone sağlayıp daha az eleman ve maliyetle günü kurtarmak daha cazip durumda.

1 grafiker ve 1 muhabirle ya da sadece 1 grafikerle günlük gazete hazırlamak mümkün! Hazırlanan gazete de bu kadar oluyor işte!

Gazeteler daha fazla büyümek ve istihdamı artırmak için çalışma yapmadığı için sektör hep güdük kalıyor. Bu meslekten kopamayan gazeteciler de günlük gazetelerde aradığını bulamadığı için ya internet sitesi kurup bu mesleğe devam ediyorlar ya da farklı projeler üretiyorlar.

Durum böyle olunca da, bir habere giden gazeteci sayısı 4-5 iken, belediyelerin yemekli toplantılarına katılan gazeteci sayısı katlanarak artıyor! Gazeteci olmadığı halde gazeteci gibi yemekli toplantılara katılmak hatta kendisi yetmezmiş gibi eş/dostlarını da beraberinde götürmek terbiyesizliktir.

Gerçek gazetecilerin itibarını düşürmeye ve haksız ithamlara uğratmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Gazeteci, habere giden ve gittiği haberi gazetede/dergide/internet sitesinde yayınlayan ve yayınlatan kişidir. Sadece etiket ya da hediye alma düşüncesiyle bu sektörün içindeymiş gibi görünmek ayıptır. Bu kişileri davet eden ve gelmelerine izin verenler de suçludur!

Gebze’de gazeteciliğin nitelik kazanması ve gelişmesi rekabet ile olur. Sektörün içindeki meslektaşlarımız da içlerindeki çürük elmaları ayırmalı, bu işi doğru-düzgün yapanlarla kenetlenmeli, mesleği itibarsızlaştıranları sektörün dışına itmelidir.

Hangi siyasi görüşten olursa olsun gazeteciler tarafsız olmalıdır. Siyasetçilere, yerel yönetimlere, sivil toplum kuruluşlarına kayıtsız şartsız teslim olmamalıdır. Eleştiri ile karalamayı birbirinden ayırmalı, meslek etiğinden asla uzaklaşmamalıdır.

Gazetecileri emir eri ve personeli gibi görenlere, ‘para verirsem ister yazdırırım, ister yazdırmam’ şeklinde değerlendirenlere de ağzının payını vermelidir.

 

Biz bu işten ekmek yiyoruz. Bu işten ekmek yemeye devam edeceğiz. Ekmek yediğimiz kabı temiz tutmak, kirletenlerle mücadele etmek en büyük görevimiz olmalı.