Ayşe Altan yazdı

  • 2016-12-14 09:35:42 Tarihinde Yazıldı
  • yazdir Yazdır
Ayşe Altan yazdı

İnsan öldü mü bir kez, duvara çakılı bir resim olmaktan öteye gidemiyor. Nerede o konuşan, gülen, düşünen, sevdiği insanın kapıya vuruşunu, zili çalışını beklerken duyduğu o coşku, o yürek çarpıntılarına kendini kaptıran, ancak sevdiği  insanın yanındayken sahiden yaşayan, yaşadığını duyan insan ? Yok artık. Gitti gider. Ama, yaşam, o katılığı, o anlamsızlığı içinde, acımasız doğa kurallarına uyan, uymaktan başka bir şey yapamayan insanı, bir zamanlar cıvıl cıvıl kaynayan  yaşamı nerede kaldı? Yaşamı, on kez yaşamak mümkün değil. Bir defa geçer insanın eline o fırsat. Sabun köpüğü gibi elimizden ha kaydı ha kayacak olan, yerine göre güzelin güzeli, yerine göre acının acısı, kekre, adına yaşam dediğimiz o nimet...

 Yaşam, ne kadar da sınırlı! Dün, otuzlu yaşlardaydım. Taze umutlarla dolu, olmayacak hayaller kuran, kurabilen bir başlangıcın başlangıcında... Nasıl da  geçti günler, sinsi sinsi, kemirgen kemirgen, her umudu tazeleninceye kadar yuta yuta.  Ne var şu rezilini çıkardığımız dünyada insanı ayakta turan, tutabilen sevgiden, insan sevgisinden başka?..

  İnsan sevgisi deyince neyi mi düşünüyorum?... Tanımadığım, tanıyamadığım o milyarlarca soyut insanı mı? Hayır, yakınımdaki, kafasına, davranışına, -yalnız onlara mı? Hayır -kara kaşına,kara  gözüne (ne güzel yaratıktır şu insan) hayran olduğum, hayran olmaktan onur duyduğum somut insanı!...

 Ne kıskanç, ne rezil insanlar da var şu kısa süre içinde konakladığımız dünyada!...

 Sevginin, insan sevgisinin düşman kesilip, her mutlu yakınlaşmayı silip süpürmeyi yaşamlarının biricik amaçları yapan insanlar!... 

  Oysa, değer mi?..

  Yarın öbür gün, paranla ya da yoksulluğunla, parasız pulsuzluğunla, ama - varsa,kaldıysa- onurunla bırakıp gideceğin şu dünyada türlü rezilliklere katlanıp, kursağını doldurmak için bin bir dalavere yapmaya...Yoksulların kanını emip, küpünü doldurmaya... Büyüklerin(!) elini eteğini öpüp, kimsesizleri ezerek daha bir güçlü, daha bir afralı tafralı yaşamaya özenmek?...

  "İşte geldik gidiyoruz, şen olasın Halep şehri" Bu işte, söyleyip söyleyebileceğimiz son söz... Bir de Yunus'un "Bu dünyadan gider olduk/ Kalanlara selâm olsun"  diyen Yunus'un o cömert, o insanca seslenişi var. Yaşamı iliklerine sindiren, insan sıcaklığını kanında , kanının derinliklerinde duyan, duyabilenlerin yanında, yaşamı han hamamla, para pulla satın almaya ve yaşamaya çalışanlar nedir ki...

  Türk insanını o çağdışı özlemleri uğruna, sersefil bırakma pahasına,olmayacak vaatlerle kandırma yarışına girenlerin de yolu açık olsun (!). Onlar, eşleri, dostları, altı yedi çocuğuyla, yirmi otuz akrabasıyla ve de kendi güdük çevreleriyle mutlu olmaya çalışan insanlardır. Evet ya, mutluluk onların da hakkı.... Bir avuç çevreleriyle, o aç gözlü, yedikçe acıkan, acıktıkça yiyen, löpçü çevreleriyle...

  Bakın ne diyor, Babeuf, son duruşmalarından birinde,

 

  "Erdem ölmez, zorbalar baskılarında kendilerini aldatırlar. Yok ettikleri  yalnız bedenlerdir. İyi insanların ruhu sadece kalıp değiştirir. Bir kalıp dağılır dağılmaz o ruh  başka varlıkları diriltir. Onlar da  başlar cömertçe yaşamaya ve başımıza geçen haydutların soluğunu kesmeye..."