Ayşe Altan yazdı

  • 2016-12-02 08:55:53 Tarihinde Yazıldı
  • yazdir Yazdır
Ayşe Altan yazdı

4 Mart 1924’de halifelik kaldırıldı.

 Öğrenim Birliği Yasası (Tevhid-i Tedrisat Kanunu) çıkarıldı. 8 Nisan 1924’de Şeriye Mahkemeleri de tarihe karıştı.

Cumhuriyet devrimi yürüyordu.

30 Kasım 1925’de Tekke, Zaviye ve Türbelerin kapatılmasına dair kanun onaylandı. 

Hiç kuşkusuz Bektaşi  tekkeleri de benimsenen yasanın kapsamına giriyordu. 

Bu durumda ortaya çıkan soru şudur:

23 Aralık 1919’da Atatürk, Hacı Bektaş’a varmış. Çelebi Cemalettin Efendi ile anlaşmış. Bektaşi büyükleri Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet yolunda Atatürk’e tam destek sağlamışlardı. Kurtuluştan sonra, 28 Haziran 1923’de yapılan genel seçimde bu destek sürdü. Hacı Bektaş Veliyeddin, 25 Nisan 1923 günü  bir bildiriyle “Gazi Paşa’nın vatanın ilerlemesi ve yükselmesi hakkındaki her türlü isteğini yerine getirmek bizim için farzdır” diyor ve ekliyordu : “Ulusumuzu kurtaracak, mutluluğumuzu sağlayacak  olan tek şey O’nun amaca uygun görüşleridir.” 

Bektaşiler Atatürk’ü ve devrimlerini desteklerken Gazi Paşa’nın Bektaşi tekkelerini kapatmasının anlamı nedir?...

Atatürk, lâik Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmak için ne gerekliyse onu yapmıştır. Bu yolda yürürken şu ya da bu dine, mezhebe veya tarikata bir ayrıcalık tanıması olanaksızdı. Devlet rejiminin buyurganlığına dönüşen Sünni hilafetini kaldırırken Sünnilere karşı olmadığı gibi tekke ve zaviyeleri kapatırken de tarikatların üyelerine  karşı değildi. Yeni kuşakların eğitilmesine artık Öğretim Birliği Devrimi’ne uyulacak , bilimsel ve lâik dünya görüşü egemenleşecektir.

Atatürk’ün yürüdüğü yol, Alevi ve Bektaşilerin vicdan özgürlüklerine dönüktü. Hacı Bektaş çelebisi de özgürlüğü, üzerindeki devlet baskısının kaldırılmasını istemiyor muydu?

Çağımızda ve günümüzde Alevi- Bektaşi kültürü, şiiri, edebiyatı, tekkelerde değil, üniversitelerde incelenecek, araştırılacak, zenginleştirilecek bir bilimsel alan oluşturur, inançlar ise vicdanlarda serbest yaşatılır, sürdürülür.

Kimine göre, Anadolu’da 30 milyon Alevi yaşıyor…

Kimine göre, 35 milyon…

Peki nerde bu insanlar?...

Şeriatçılar her mekânda ve her makamda  karşımıza çıkıyorken, Aleviler nerde?...

5-6 yaşındaki çocuklara din dersinin zorunlu olmasının kabul edildiği ve büyük bir aymazlıkla, sözüm ona ayakta alkışlandığı şu son günlerde,Alevileri geçiştirmek, susturup küstürerek yok saymak, hangi akla, mantığa ve vicdana uygun? 

 Bu yalnızca Alevi yurttaşlarımızın yüreğine saplanmış bir mızraktır. Bu mızrak hiçbir çuvala sığmaz…

Birinci sorunumuz, demokrasinin aydınlığında bu ortamı yaratabilmektir.

 

 İçinde bulunduğumuz yüzyılda, devleti, Sünni mezhebinin aygıtına dönüştürmek ve şeriatı zorunlu bir yaşam biçimine dönüştürmek isteyen çağdışı siyasetin tasfiyesi gerekiyor…

  • Bilal DÜLGER11:01 02.12.2016

    Genel meseler üzerinden yürür isek daha doğru olur kanaatindeyim. Ayrımcı bir dilden kaçınmalı , bir grubu veya bir tarafı izole ederek provakatif söylemlere ve daha da elimi eylemlere yönlendirmek yanlış olur. Bu toplumun birçok kesiminin yüreğine farklı konularda hançerler saplanıyor lakin bizler izole değil entegre etmekten yana olmalıyız. Biz böyle düşünürsek ötekilerden ne farkımız kalır ki . Yanlış biz yapınca doğru olmaz ki.