Ayşe Altan yazdı

  • 2016-10-03 03:12:17 Tarihinde Yazıldı
  • yazdir Yazdır
Ayşe Altan yazdı

Eşek üstüne, eşeklik üstüne söylenmemiş atasözü ve deyim, yazılmamış yazı ve şiir yok gibidir…

  Neden mi?...

  Ulusça, eşeği ve eşekliği severiz de ondan…

  Başka ulusların dillerine bu kadar yerleşmiş midir eşek ve eşeklik?

  Hiç sanmıyorum…

  Yardım etmeyi severiz ulusça. Hatta bunu kimi zaman abartır, yardım ettiğimiz insanlardan sorumlu devlet bakanı gibi hissederiz kendimizi. Onun bizim hakkımızda ne düşündüğüne önem vermeden, bizim onun yardımına ihtiyacımız olduğunda hiç çekinmeden bize sırtını dönmesine aldırış bile etmeden yaparız bunu.  Anlayana el uzatıp yardım ettiyseniz ne mutlu. Emekleriniz boşa gitmemiş demektir…

  Ya bir de anlamayana el uzatıp yardım ettiyseniz… İşte o zaman bunun adı, “eşeklik” olur. Siz de, o iyilik anlamazın, kadir kıymet bilmezin gözünde ancak “eşek” olarak yer alırsınız.

“Eşek olursan sırtına semer vuran çok olur” diye boşuna dememiş atalarımız…

 Oysa bizler biliriz ki “Eşek eşeği ödünç kaşır”…

  İyilikle eşeklik, her zaman birbirine karıştırılmaz elbette… Eşeklikle iyiliği birbirine karıştıran densizlerin yanı sıra, iyilikten anlayanlar da var az da olsa…

 Etrafınıza şöyle bir bakın…

  Ne çok “eşek kafalı” , ne çok “eşek başı” , ne çok “eşek herifin damadı” ve de ne çok  “eşek inatlı” var değil mi?

Bunların yanında  “eşek şakası” yapmaktan zevk alanların sayısı hiç de az değil…

“ Eşeğe binmeden ayağını sallandıranların” da öyle…

  Ya da “eşekten düşmüş karpuza dönenler”in…

 “Eşek lâlesi gibi açılıp saçılanlar” ın sayısı da her geçen gün büyük bir hızla artıyor…

 Küçükleri “eşek sudan gelinceye dek” dövmeyi severiz…

  Tek istediğimiz rakiplerimizi “eşek cenneti” ne göndermektir…

  “Canı cehenneme  eşek oğlu eşeğin”  deriz biri fena halde sıkarsa canımızı…

   “ Eşeklik etme” diye uyarırız, eşeklik eden olursa…

   Gözü kapalı girersek her işe, hesapsız kitapsız girersek, “Eşek kuyruğu gibi, ne uzar ne kısalır” derler peşimizden…

  “Eşeğe ters bineriz”  kimi zaman bunalınca doğruluktan…

  Adam olmayı bir türlü beceremeyenlerin yüzüne karşı okuruz, Ziya Paşa’nın dörtlüğünü hiç düşünmeden,

  “ Eşek âlim olmaz

     Taş taşımakla tekkeye

     Adam adam olmaz

     Gitmek ile Mekke’ye”…

Ya insanı yarı yolda bırakanlara ne demeli,

 “Adam bildik eşeği”…

 Bir de eşekliği kendisiyle özdeşleştirenler var. Eşek yerine konulduğunu bile bile –sevgiden midir, enayilikten midir bilinmez…- incinme pahasına da olsa, kendisinden bekleneni yapanlar var. Sonunda  kuru bir teşekkürün bile çok görüleceğini bilse de yapar bunu. Böyleleri için de ,

 

“ Eşeği düğüne çağırmışlar, ‘ya su lâzımdır ya odun’ demiş “ diye  düşünür, güler geçeriz…