Ayşe Altan yazdı

  • 2016-09-27 11:02:23 Tarihinde Yazıldı
  • yazdir Yazdır
Ayşe Altan yazdı

Sayısız şair ve yazar geçmiştir bu yoldan…

Aynı ateşe dokunarak yanmıştır, sayısız yazar ve şair…

Ateşe dokunmak, ateşler içinde yanmak ve ateşler içinde yazmak, pek çok yazarın ve şairin izlediği ve isteyerek ilerlediği, gittiği yoldur…

Ateşler içindedir o yol evet ama pek çok yazar ve şair, ateşten korkmadan, yanmaktan çekinmeden, yok olmanın aslında tam da gerçek bir varoluş olduğunu düşünerek, seçer bu yolu…

İsteyerek seçtiği bu yoldan , görünen o ki, hiç de şikâyetçi değildir…

“ İntihar, korkunç bir ölüm şeklidir. Ona yol açan ruhsal ıstıraplar genelde uzun, şiddetli ve hafifletilemez olanlardır. Bu keskin acıyı hafifletecek bir morfin yoktur. İntiharda, ölüm çoğu kez şiddet dolu ve tüyler ürperticidir. İntihar etme eğiliminde olanların acısı kişisel ve tarif edilemezdir, bu yüzden böyle bir ölüm geride kalan aile fertlerini, arkadaşları ve meslektaşları anlaşılamaz bir kayıp duygusu kadar suçluluk duygusuyla da başa çıkmak zorunda bırakır.

 İntihar, kötü sonuçlarında tarifi imkânsız bir şaşkınlık ve yıkımı barındırır” Diye tarif eder, “ Manik- Depresif Hastalığı ve Sanatsal Mizaç” adlı kitabında Prof. Kay Redfield Jamison, intiharı ve onun kötü sonuçlarını…

Onu diğerlerinden ayrı kılansa, birçok kereler intiharın eşiğinden dönmüş, yakın arkadaşlarından birinin intihar acısını yaşamış ve psikiyatri profesörü unvanına sahip az sayıda kadından biri olmasıdır.

Yazar ve şairlerin intihara neden bu kadar istekli olduklarını elbette ki tartışacak değiliz, çünkü bu konu tartışma götürmeyen konuların belki de en başında gelir…

Ancak sorular sorabiliriz, nedenlerini, niçinlerini anlayabilmek için… “İntihar var olmanın başka bir yolu mudur?” diye sorar J.Paul Sartre…

“Bazen ölmeyi beceren ve ölümden zamanı aşan bir şiir yaratmayı bilenlerin uğraşı mıdır?” der Zweig… “İntiharı düşünenler için ölümün değeri ve yararlığı acaba nedir?” diye sormak ister, intiharı defalarca denemiş ama bunu başaramamış isimsiz bir şair…

“Şair, kendini imha etmek için seçtiği akıl almaz yöntemler ve kendini imha ederken yazıp ardında bıraktığı intihar notlarıyla kime ne anlatmak istemektedir?” “Niçin kendine pırıl pırıl bir deniz gibi sunulmuş yaşama hakkını, iade edip, o pırıl pırıl denizi balçıklarla sıvalı bir nehire dönüştürmek ister?” Aslında bu soruların hepsi, Aristo’nun “Felsefe, şiir ve sanatla uğraşan herkes niçin melankoliktir?” sorusunun içinde gizlidir…

Hiç şüphesiz, yaşamdaki olumsuzluklardan, aşklardan, ayrılıklardan, acılardan, savaşın verdiği yıkımlardan, toplumsal yapıdaki bozukluklardan en çok şairler etkilenir. Eli kalem tutan, sözlerin sihirinde kaybolmayı bilen her şair, içinde bulunduğu durumu hak etmediklerini, bir yerlerde yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu, bu yolunda gitmeyen şeylerin, onun yaşamının tam da ortasında durduğunu hisseder, görür, düşünür ve kaleme dökerek kendisi dışında kalan dünyaya duyurur… Onların ölüm duygusuna dirençleri hep sıfır noktasındadır…

Sınır noktasındadır… Toplumda, trajik ölümler en çok şairlere, yazarlara ve sanatçı kişilere yakıştırılır. Sıradan insanların intihar sebepleri üzerinde pek fazla durulmazken, bir şairin, bir yazarın ya da sanatçı kişilikte birinin intiharı neredeyse destanlaştırılır.

Oysa yaklaşık yüzyıl önce, toplumların düşünce yapısı, gelenek ve görenekleri, inanç ve yaşam koşulları intihar girişimlerine genelde olumsuz tepki göstermiş, kanun yapıcılar da, tek tanrılı bütün dinler gibi uyarı ve sert önlemlerle insanları bu korkunç eylemden korumaya çalışmıştır. Bir dönem ülkemizde de intihar haberleri yapmak yasaklanmıştı ama özellikle şu yaşadığımız çağda kendi yaşamına son verecek kadar büyük bir umutsuzluk içine düşmüş insanlara, anlayış gösterilmesi isteği, insanların bu olaya bakış açısını da değiştirmiştir.

Kimi zaman, bir devlet adamı, kimi zaman bir memur, kimi zaman bir sanatçı, kimi zaman bir doktor ya da yüksek rütbeli bir asker veyahut genç bir şair, kendi yaşamının ipini kendi elleriyle çekiverir… Dünya edebiyatında, Sylvia Plath, Stefan Zweig, Virginia Wolf, Sergei Yesenin, Mayakovsky, Cesare Pavese, Jack London, Hemingway, Sadık Hidayet…

Türk edebiyatında, İlhami Çiçek, Nilgün Marmara, Kaan İnce, Beşir Fuat, bazıları. Bu listeyi çoğaltmak mümkün, ama bu isimlerle yetinelim şimdilik…

 

Ve son sözleri, intihar eden birkaç değerli şairin… Virginia Wolf , “Kendimi sana doğru savuracağım, yenilmeksizin/ Ve boyun eğmeden, ey ölüm!” Cesare Pavese “ Kolay sanmıştım ilk düşündüğümde, oysa alçakgönüllülük istiyor son adım” Mayakovski, “ Aşkın küçük sandalı/hayat ırmağının akıntısına kafa tutabilir mi?/ Dayanamayıp parçalandı işte sonunda “ Nilgün Marmara, “Maskelerinizi kuşanıp yalanlarınızı çoğaltın/hepiniz mezarısınız kendinizin”