Ayşe Altan yazdı

  • 2016-09-19 01:08:09 Tarihinde Yazıldı
  • yazdir Yazdır
Ayşe Altan yazdı

Akşam…

Yarı aydınlık…

Sonrası karanlık…

Güzel sözcükler gibi, geçip gitsin isterken, acı dualar gibi kanatarak geçti…

Akşamı gibi gecesi de, kimsesiz bir yaranın, sessiz sessiz sızlaması gibiydi…

Yollardan geçersin…

Denizlerden geçersin…

Geceler gündüzler, düşlerine çarpa çarpa geçer…

Düşlerini kimse dinlemez…

Düşlerin, geçmez…

Odalar, sisle doluyor sonra…

Bir kere sis basmaya görsün odaları, dağılmıyor kolay kolay…

Odalarımız sis, yüreklerimiz telaş içinde kalıyor…

Ve dünya, yüreklerimizde açılan yarıklardan, sızıp gidiyor …

Sonra, çığlıklar, bulantı, yaşama titrek bakışlar, yokluğa uzanan eller…

Sırtımıza düşen yağmur damlaları, yüreğimizi ıslatıyor…

Gölgeler, karşılıksız yankılar içinde kaybolup gidiyor…

Neden, hep kaçar gibi yaşamak zorundadır insan ?

Hep bir şeylerden kaçarak, hep bir yerlerden kaçarak yaşamak…

Düşlerinden koşar adım uzaklaşmaya neden bu denli can atar?...

Kısa sürede düşlerini terk edip, derin ve uzun yalnızlığın, kimsesiz çaresizliğine, apar topar dönmeye, neden bu denli isteklidir?...

Kalmak, zordur elbette…

Kalmanın, kendi içinde incelikleri vardır…

Kalmak, anlamak demektir…

Kalmak, aydınlık caddelerde omuz omuza yürüyebilmek, demektir…

Kalmak, sen hiç konuşmadan, yüreğindeki kanın nereye doğru aktığını bilmek, demektir…

Kalmak, uzun bir yolculuk, gitmek ilk virajda yapılan kısa manevra demektir…

Kalmak, bir Pazar günü, dört duvara şiir yazmadan, elindeki fotoğrafı koyacak yer bulmak demektir…

 

Kalmak, yere çarpan yarı ölü bir yaprağı, kıl payı yaşama iliştirmek  demektir…