Ayşe Altan yazdı

  • 0000-00-00 00:00:00 Tarihinde Yazıldı
  • yazdir Yazdır
Ayşe Altan yazdı

Sokak aralarında büyüdük...

Tozlu sokak aralarında.

Asfalt yüzü görmemiş, toztoprak içinde...

Akşam, toz içinde gidip, evden dayak yememiz de sırf bu yüzdendi. Top oynayacağız, diye toza toprağa bulanırdık. Sonrası malum...

Ağaçlar vardı bizim çocukluğumuzda, büyüdüğümüz sokaklarda. Haylazlıktan tepesine çıkıp, düşünce kolumuzu kırdığımız...

Yapraklarının renginde yeşilin her tonunu öğrendiğimiz...

Çabuk eskirdi ayakkabılarımız. Taşlı sokak aralarında koşturmaktan...Bu yüzden hiç küçülen ayakkabımız olmadı. Düşünce, parçalanırdı elimiz dizimiz bu taşlarda...Dikiş izleriyle doluydu küçücük vücutlarımız... Düştüğümüz yerden kendimiz  kalkmayı  o zamanlardan öğrenip sindirmiştik içimize. 

Arkadaşlığın değerini de...

Ne kadar kavga etsek de, değerliydi arkadaşlarımız. Birbirimizin canına okusak bile, hiç kimse kimseyi ele vermezdi, komşunun kırılan camı için...

Güvercinlerimiz vardı bir de...

Onları uçururken öğrendik, mavi gökyüzündeki özgürlüğü...Belki de bu yüzden düşkündük hepimiz özgürlüğümüze...

Onlar takla atarken havada, hayran hayran izlerdik onları, kimi zaman alkışlarla  tempo tutardık. Her alkışa bir takla alırdık, her ıslığa bir manevra...

Oyun oynarken ya da bisiklete binerken, bütün sokaklar bizimdi. Acıkınca da bütün evler... O zaman, büyüklerin şimdiki kadar derdi var mıydı bilmem. Şimdiki kadar düşman mıydı herkes birbirine ?... 

Yalnız, aradabir yumrukları havada , ağabeylerin geçişlerini izlerdik, saklandığımız bina girişlerinde. Özgürlük istediklerini bilirdik.

Neden özgür değillerdi ki, diye düşünürdük o zaman... Neden özgür değiller?  Bizler bisiklete binebiliyorduk, top oynayıp güvercin uçurabiliyorduk, ağaçlara tırmanıp kestane toplayabiliyorduk...

Bunları yapabilmek değil miydi özgür olmak?...

Çağdaş kentleşme (!) adına, katledilen bütün kestane ağaçları hâlâ bizlerin... Gökyüzünde uçmaya çalışırken yüksek binalara çakılıp kalan bütün güvercinler de öyle...

Büyük caddelerde bisiklete binemeyen ne kadar çocuk varsa, o büyüdüğüm sokağa götürmek isterim hepsini...O sokak, çağdaş kentleşmeye (!) kurban gitmedi daha. Kar yağdığı zaman, kızaklarla kaydığımız upuzun bir yokuşu vardı bu sokağın...

Çocukluğumuzu doya doya yaşamanın verdiği kuvvetle dayanıyoruz belki yaşamın bugünkü güçlüklerine. Özgürlük için, yumruğu havada yürüyen bütün tutsaklar için yapıyoruz bunu  Bizim çocukluğumuzun elle tutulur bir yanı, yürekte iz bırakan tadı vardı. Şimdiki çocuklar, ileride, yaşamın güçlükleri karşısında neye tutunup yaşayacaklar?

Apartman aralarında ya da bilgisayar başlarında geçen çocuklukları onları nelerden koruyabilir ki?..

Yaşamdan tecrit edilmiş gibi yaşıyor şimdi tüm çocuklar.

 

Yaşamdan tecrit edilerek geçirilen bir çocukluğun izleri, ne olabilir ki?...