Ayşe Altan yazdı

  • 2016-06-14 07:08:40 Tarihinde Yazıldı
  • yazdir Yazdır
Ayşe Altan yazdı

Günlük konuşmalarımızda yüzlerce sözcük kullanırız... Kitap, dergi, gazete gibi basılı yayınlar da sözcüklerden oluşur. Anlatmak istediğimiz duygularımızı, düşüncelerimizi sözcükler aracılığı ile yansıtıyoruz.
Duyduğumuz veya okuduğumuz sözcükler de karşı tarafın duygularını ve düşüncelerini bize aktarır, yansıtır.
Sözcük; " Anlamı olan ses veya ses birliği, söz,kelime olarak tanımlanmış. Anlam ise, bir kelimeden, bir sözden, bir davranış veya olgudan anlaşılan şey, bunların hatırlattığı düşünce veya nesnedir.
Sözcükler insanlarda aynı duygu ve düşünceyi yansıtırsa, insanlar arasındaki iletişim aksamadan, sağlıklı olarak yürür.  "Deniz okula gitti" dediğimizde, "okul" ve "gitmek" sözcükleri, bu cümleyi duyan veya okuyan tüm insanlarda, aynı nesneyi, aynı duyguyu ve anlamı ifade eder. Diğer bir ifade ile "görüş" ve "düşünce" birliği insanlar  arasında tamdır. Bu "tamlık" insanları aynı doğrultuda eyleme geçirir.
Sözcükler, insanlarda aynı anlamı ifade etmezse, insanlar sözcüklerin anlamını eksik biliyor veya hiç bilmiyorsa, insanlar arasındaki iletişim kopacaktır. Bu noktada da kaos başlar.
Sözcükleri gelişi güzel kullanmak yerine, anlamını açarak, anlatarak kullanmak her zaman tercih edilmelidir. Bu tercih yapılmaz ise niyetler farklıdır. Tercih anlatmak, açıklamak yönünde yapılmıyorsa, niyet "yalan" veya "aldatmak"tır.
Yalan; " Aldatmak amacıyla bilerek ve gerçeğe aykırı olarak söylenen söz" diye, aldatmak ise, "Beklenmedik bir davranışla yanıltmak. Karşısındakinin dikkatsizliğinden,ilgisizliğinden, gereği gibi uyanık olmayışından yararlanarak onun zararına kazanç sağlamak" diye tanımlanır. Aldatmak ve yalanın ortak noktası, "bir başkasının zararına kazanç sağlamak"tır. Demek ki orada zarar gören, bir de kazanç sağlayan var...
Demokrasi; "Halkın egemenliği temeline dayanan yönetim biçimi"dir. Demokrasiye anlam veren üç sözcük var.
1- Halk, "Aynı ülkede yaşayan, aynı uyrukta olan insan topluluğu" Burada  zengin-fakir, kadın-erkek, genç-ihtiyar, kuzeyli-güneyli, doğulu-batılı, şişman-zayıf, beyaz-siyah, işveren-işçi, köylü-memur gibi insanlar arasında hiç bir ayrım yapılmadan, aynı ülkede yaşayan, aynı uyrukta olan insanlar, "halk"  sözcüğü altında homojenleşir.
2- Homojenleşen bu insan topluluğu, yani halk, egemen olur. Egemen ise; "Yönetimi hiç bir kısıtlama veya denetime bağlı olmaksızın sürdüren, bağımlı olmayan, hükümran, hakim" anlamındadır.
3-  Yönetim; " Yönetim işi, çekip çeviren, idare" dir. Çekip çevirme işini, hiç bir kısıtlamaya tabi olmadan, hükümran sıfatıyla aynı ülkede yaşayan, aynı uyrukta olan "halk" sözcüğü ile homojenleşen insanların yapması, demokrasidir.
Bu çekip çevirme işini, halk hep beraber mi yapacak?
Elbette ki hayır. En baştan buna fiziki büyüklük imkân vermez. Toplumsal iş bölümü soruna çözüm getirmiştir. Bu sorun "VEKİL" lik ile çözülmüştür...
Vekil; "Birinin işini görmesi için, kendi yerine bıraktığı veya yetki verdiği kimse"dir. Vekil, asıl işini, onun talimatları doğrultusunda, onun hukukunu, haklarını korumak şartıyla, asıl yerine hareket ederek görecektir. Asıl, esas olan, gerçek olan ana unsurdur. Vekil ise ikincildir...
Halkın egemen olduğu alanlar nelerdir?...
Bakan kime denir? Ve nereye kime bakar?...
Özgürlük nedir? Nerelerde kullanılmaz?...
Hukuk nedir? Kimlere uygulanmaz?...
Bunların hepsi mutlaka ayrı birer yazı olmalıdır...
Ve incelemeye, üzerinde konuşulmaya en çok ihtiyacı olan konulardır...