Levent Altun yazdı

  • 2016-04-02 02:42:09 Tarihinde Yazıldı
  • yazdir Yazdır
Levent Altun yazdı

İntihar ederek yaşamına son veren Ersen Esen kardeşimizi bugün ebediyete uğurladık.
Şaşkınlığımız, acımızla yarışıyor adeta!
İnanamıyorum. İnanamıyoruz.

Hiç kimse inanamıyor!
Ersen’i tanıyanların istisnasız hepsi aynı cümleyi kuruyor. 
İntihar haberi 1 Nisan şakası mı? 
Bu haber gerçek olamaz! 
Ersen kesinlikle intihar edecek bir insan değil!
Son derece hayat dolu, neşeli, eğlenceli, güler yüzlü, pozitif bir insan neden intihar eder?
Herkes birbirine aynı soruyu soruyor?
‘Neden?’ soruları kafalarda yüzlerce kez geziniyor, tekrar aynı yere dönüyor. 
Aslında cevabı o kadar basit ve orta yerde duruyor ki? Görmek için sadece bakmak ve biraz düşünmek gerekiyor.
Elbette önce içimize sülük gibi sıkı sıkıya yapıştırdığımız o bencil duygularımızdan samimi bir şekilde arınarak. 
Ersen de bir insandı.

Elbette onun da, her insanın kendi içinde yaşadığı sorunları vardı. Bazı insanlar daha ketumdur, her şeyi herkese anlatmazlar, kendi içlerinde yaşarlar. Belki de anlatacak kadar ilgi göremezler karşısındakilerden.
Ya kendi içlerinde çözerler ya da çözmeye çalışırken büyük ruhsal acılar yaşarlar. 
Derler ya, çektiğiniz acılar sizi öldürmezse güçlendirir.

 

Bazen de böyle, yaşamı sonlandıracak kadar dayanılmaz noktaya sürüklüyor işte. 
Ve içinizdeki bu korkunç savaştan, en yakınınızdakilerin bile haberi olmuyor.
Günümüzde arkadaşlık, dostluk, sırdaşlık gibi kavramlar iyiden iyiye gerçek anlamını yitirir oldu.
Her gördüğümüz insanı, gördüğümüz kadar biliyoruz ancak!
Belki bir merhaba, belki biraz yüzeysel ve belki de iç dünyamızı ardına kadar açmayı başaramadığımız kadar biraz sohbet.
İşte o kadar!
Kendi hayatımıza, hayallerimize, işimize-gücümüze, dertlerimize o kadar gömülüyoruz ki, bu bencillik gönül gözümüzü kör ediyor. 
Sadece bakıyoruz. 
Ama göremiyoruz.
Hayata bu kadar düşkün bir insan eğer ölmeyi seçmişse, ruhunu öldüren sorunlarıyla savaşmaktan vazgeçmiş demektir.
İçindeki bu korkunç canavarla tek başına savaşırken, çevresindekileri bu savaşa ortak etmeyi düşünmemiş anlaşılan.
Biz Ersen’i hep gülen yüzüyle, neşesiyle, elinde gitarıyla, Fenerbahçe formasıyla, güzel sesi, sözü ve sohbetiyle tanıdık.
Keşke daha yakından tanıyabilseydik.
O’nu ölüme götüren nedenleri çözebilmesine yardım edecek, ona güç verecek, yalnızlığıyla baş başa bırakmayacak kadar tanıyabilseydik.
Yüreğine dokunabilseydik, umut olabilseydik, yalnız olmadığını hissettirecek gücü verebilseydik.
Yapamadık Ersen. 
Bizi bağışla! 
Sen öldün ve biz sadece şaşırdık!