Levent Altun yazdı

  • 2015-11-03 08:09:36 Tarihinde Yazıldı
  • yazdir Yazdır
Levent Altun yazdı

İnsanoğlunun en eski ve en güçlü duygusu korkudur. Korkmak, sevmekten ve umut etmekten çok daha baskındır.

Yazıma neden böyle başladığımı söyleyeyim. 7 Haziran ile 1 Kasım arasında geçen süreci değerlendirirsek, aradaki tek farkın korku olduğunu anlayabiliriz.

7 Haziran’da seçmen AKP’ye tek başına iktidar görevi vermedi.

Koalisyon da kurulamadı.

Siyasi istikrarsızlık, ekonomik belirsizliği getirdi. Toplumda yarınlara karşı bir kaygı oluşmaya başladı.

Sonrasında başlayan terör olayları ise ülkeyi adeta korku tüneline soktu!

1 Kasım’a kadar bu korku tünelinde kalan, tünelin ucunda ışık var mı yok mu diye endişeyle bekleyen seçmen, tünele girdikleri yerdeki ışığa sarılmak zorunda kaldı.

Yani Ak Parti’ye.

7 Haziran seçimlerinden itibaren her gün kanımızı donduran terör saldırıları, şehit haberleri, patlayan bombalarla yaşamını yitiren masum insanlar, ülkenin iç savaşa sürüklendiği şeklindeki komplo teorileri toplumu korku esiri yaptı!

Bu belirsizlik nedeniyle iş dünyasının ve fabrikaların sendelediği, yarınlara güvenle bakılamadığı ve herkesin bu belirsizlikten ‘ne olacak memleketin hali?’ kaygılarına esir olduğu bir süreç yaşandı.

1 Kasım seçimleri, bu korkudan kaçışın sonucudur. Elbette muhalefete güven duyulmamasının da bir göstergesidir.

AKP hem devletin hem yerel yönetimlerin hem de medya ve sivil toplum kuruluşlarının tüm gücünü en iyi şekilde kullandı.

Kim ne derse desin, en büyük başarısı ise, siyaseten beslenebileceği partilere karşı yaptığı ustaca hamlelerle onlardan da oy alabilmesidir.

MHP’den aldığı oylarla MHP’yi eritti.

HDP’den aldığı oylarla HDP’yi eritti.

SP’den aldığı oylarla SP’yi eritti.

CHP’yi ise meclis başkanlığı seçiminden itibaren ve koalisyon görüşmelerinde etkisiz göstererek adeta yerinde saydırdı!

En küçük teşkilatlarına kadar programlı ve disiplinli bir çalışmayla da, bu başarıyı yakaladılar.

Evet ellerinde devletin tüm olanakları vardı ve iyi kullandılar. Bu da bir başarıdır sonuçta. Özellikle örgütlenme konusunda, mahallelerdeki Kuran kurslarına kadar etkili oldular.

Bu örgütlenmeyi en iyi yapması gereken CHP ise siyaseti hep yukarıdan yaptı. Mahalle ve ilçe örgütleri kendi haline bırakıldı, kendini meclise milletvekili olarak atmayı düşünenler Ankara’nın yolunu tuttular, bu yenilginin faturası yine alttakilere çıkacak!

MHP ise değişimin kesinlikle kaçınılmaz olduğu bir parti. 7 Haziran’dan sonra Devlet Bahçeli’nin tavırları, MHP’yi 1 Kasım’a adeta intihar edercesine taşıdı!

HDP ise 7 Haziran’dan sonra yaşanan –kim yapmış olursa olsun- terör sürecinin faturasını ödeyen parti oldu. PKK ile özdeşleştiği sürece de bu faturayı her zaman ödeyecektir.

Saadet Partisi ise bence siyasi sürecini doldurmuştur ve tabelayı indirme vakti gelmiştir. Her seçimde ne de olsa barajı geçemeyeceği için seçmeninin Ak Parti’ye oy verdiği Saadet Partisi’nin siyaset sahnesinde yer alma şansı asla olmayacaktır. Saadet Partili seçmen, eğer kendi partisine oy vermeyecekse, bu partinin oy pusulasında yer almasının da mantığı yoktur diye düşünüyorum.

Aynı şey, seçim sistemindeki baraj sorunu yüzünden irili ufaklı diğer partiler için de geçerli. Sağdaki ve soldaki küçük partiler, ne yazık ki siyasette temsil edilemiyorlar ve beğenmedikleri –barajı geçen partilere- yönlendirilmeye çalışılıyor.

Seçim bitti ve geçim başladı artık.

Şu anda görünen 2019 tarihine kadar yeni bir seçimin olmayacağı. Ak Parti’ye düşen, seçmene verdiği vaatleri, istikrar ve kutuplaştırmama sözünü tutmasıdır.

Başarısız CHP ve MHP kadrolarına düşen ise değişimdir.

 

Aksi halde yüzde yarımlık artışlara ya da yüzde 4’lük düşüşlere bahane bulmak, milleti değil kendini kandırmakla eşdeğerdir.